Bilişim ve teknoloji sevenler, günlerdir, hatta aylardır bugünü bekliyordu. Apple, yeni tablet bilgisayarını(?) duyuracaktı. Bugüne kadarki açıklamalar ve beklentiler, hep beklentiyi yüksek tuttu. En büyük tartışma acaba yeni Apple tableti iPhone OS’ın geliştirilmiş bir versiyonunu mu kullanacaktı, yoksa Snow Leopard’ın basitleştirilmiş bir versiyonunu mu? Bir kısım Snow Leopard’a benzeyeceğini savunurken, bir kısım da iPhone’un işletim sistemine benzer bir işletim sistemi olacağı yönünde görüş belirtiyordu. Yeni ürünün ismi iTablet, iSlate, iPad vs. gibi bir çok spekülatif söylemle çoktan verilmişti. İşte o gün geldi ve çattı. Apple, yeni tablet’ini iPad olarak lanse etti.

Peki iPad nedir? İşte bu ürünün başlıca özellikleri;

- Entegre edilmiş Safari tarayıcısı ile internet erişimi
- Mail okuyup, gönderebilme
- Gelişmiş fotoğraf albümü göstericisi
- Video/Film görüntüleme
- YouTube desteği ile online video izleme
- iPod ile müzik dinleme
- iTunes ile AppStore’daki herhangi bir iPhone app ya da iPad için özel geliştirilecek olan app’leri indirebilme
- iBooks yazılımı sayesinde, Amazon’un Kindle’ına rakip olabilecek kalitede e-kitap uygulaması
- GPS desteği ile Google Maps
- Not alma, Takvim, Kişiler Listesi etc.

Bu tip özellikler varken, bu ürünün ilk açıklamaların aksine, tamamen bir “multimedia gadget” olma yolunda ilerlediğine şahit olduk. Kısacası tipik bir Apple ürünü. Apple, iPod, iPhone vb. multimedia cihazlarında kullandığı stratejinin çok benzerini iPad pazarlama stratejisinde kullanmışlar gibi gözüküyor. iPod 3G’nin, Apple açısından ne denli değişikliğe sebebiyet verdiğini gördükten sonra, iPad’de de benzer bir strateji uygulamamalarını beklemek abes olurdu doğrusu.

iPad’in lansmanının bitmesinden dakikalar sonra, teknik detaylar eleştirilmeye veya yüceltilmeye başlandı. Ürünün teknik detaylarına bakarsak;

- 9.7 inch LED aydınlatmalı IPS panel ekran
- Multi-touch desteği
- 0,68 rahat
- 10 saatlik aralıksız kullanım pil ömrü
- İnce tasarım (24,2 cm, 19 cm)
- Kablosuz bağlantı desteği ve 3G desteği
- 1GHz A4 işlemci.

Bu özellikler içinde neden Flash Disk desteği yok? Neden USB girişi yok? Neden multitask olayı yok?

Yukarıdaki sorular ile Apple’ın çıkarmış olduğu tablet’in eksik yönlerini görmeye çalışanlar, bir konuda haksızlar. Bahsetmiş olduğumuz firma Apple. Apple, günümüz insan yaşamının büyük bir çoğunluğu iş ve en arasında mekik dokumak ile geçtiğinin bilincinde ve yaptığı işi dünya üzerinde kendisinden daha iyi yapan şimdilik yok. Apple’ın amacı, insanların (ya da piyasanın) ihtiyacı olan yeniliklere nokta atış yaparak, getirdiği özellikleri layıkıyla yapmak suretiyle pazarlamada üstün bir seviyeye gelmek olduğundan, çıkaracağı iPad’lerin, basit ve en temel ihtiyaçları karşılaması, biz kullanıcıları pek üzmeyecektir.

İşte yeni Apple harikası iPad’den fotoğraflar:

Ürünlerin fiyat skalası, 499$ ile 829$ arasında değişiyor. 16-32-64 GB internal storage modelleri mevcut. Şahsi fikrim, Apple iPad’in, her ne kadar ilk başta beklentilerin altında kaldığı belirtilse de, orta vadede netbook ve diğer tabletlerin tahtını, yine Apple sadeliği ve kullanıcı dostu arabirimiyle sarsacağı yönünde. Kendim, Amerika’dan yaza bir tane edinmeyi düşünüyorum. Yeni Kindle 400$ ediyorsa, iPad de 499$’a alıcı bulacaktır. Tahminlerden daha çok.

Yapım gereği giyim ve aksesuarda, abartıya kaçmadığı sürece sıradışı tasarımlara her zaman ilgim olmuştur. Özellikle saat ve ayakkabıya çok değer veriyorum. Ayrıca saatler bildiğiniz gibi erkeklerin belki de en önemli aksesuarıdır. Bu aksesuarda da her zaman şık, sade ve kullanışlı olanlara yönelmişimdir. 

Tokyo Flash, sıradışı saatler yapan bir Japon firması. LED ışıklı, 2′lik sistemli saat, radar görünümlü saat vb. sıradışı, genellikle elektronik saatler üretiyor. Bu firmanın saatlerini ilk olarak yabancı bir alışveriş sitesinde görmüştüm. İlk gördüğüm andan itibaren “Kesinlikle benim de olmalı” dediğim bir modeli vardı; Tokyo Flash Barcode.

Türkiye’de 300TL civarı olan bu saati almak için pek acele etmedim doğrusu. Hep ondan daha öncelikli gelen fotoğraf hobime yönelik harcamalara yöneldim. Saati yurtdışından getirtecektim, ta ki üye olduğum Türk menşeili bir alışveriş sitesinde kısa süreli bir kampanya dahilinde 159TL’ye görene kadar. Hemen siparişimi verdim ve 10 gün içinde saatime kavuştum.

İlk izlenimlerim; saatin malzemesi paslanmaz çelik ve beklediğimden çok daha kaliteli. İşleyişine gelince, ana yüzeyinde 4 kolon mavi led ışık dizisi barındırıyor. İlk iki kolon saati, son iki kolon dakikayı gösteriyor. İlk kolondaki değeri 5 ile çarpıp, ikinci kolona ekleyince saati buluyor, üçüncü kolonu ise 10 ile çarpıp dördüncü kolonu ekleyince dakikayı elde ediyoruz. Saatin yanında bir tuş var, bu tuşa basınca kısa bir animasyon sonrası ledlerimiz yanıyor ve 3-4 sn kadar bir süre sonra tekrar sönüyor. Akabindeki 12 dk boyunca, her dk geçtiğinde rastgele bir animasyon oynatırken, akşam 18:00 ile gece 01:00 arasında ise bunu saate bakmasanız bile her dk yapıyor. Bu yüzden bu modeller ’pimp’ saati olarak adlandırılıyor.

Saatin kullanışlığı tartışılır tabi ki bir takım zorlukları mevcut; özellikle yatakta sabah mahmurluğu ile saati hesaplamak bir ölüm gibi, ya da saate bakmak için diğer elinizle butona basmanız bazen zor gelebiliyor vs. Daha sade, geleneksel bir yapınız var ise, dikkat çekmeyi pek sevmiyorsanız pek size hitap etmeyecektir. Eğer sıradışı bir saat istiyorum diyorsanız, siz de bir Tokyo Flash edinmelisiniz. Kesinlikle değer.

Bazı fotoğraflar;

Son günlerde Microsoft’un da kabul ederek dillendirdiği Internet Explorer’daki açıklar nedeniyle, Almanya’da bilgi güvenliğinden sorumlu federal ofis, Alman vatandaşlarına Internet Explorer 6/7/8 kullanmamalarını tavsiye etmiş. Bu durum, 80+ milyon insanın yaşadığı Almanya’da diğer tarayıcıların ağzını sulandırmış olabilir fakat her nedense bu tür açıklamalar işe yarasa bile vadesi kısa oluyor.

Kaynak: http://www.engadget.com/2010/01/16/germany-advises-its-citizens-to-say-nein-to-internet-explorer/

Merhaba 2010.

In: Diger

1 Jan 2010

Arkadaşın 2009′u sevemedim. Senle güzel bir ilişkimiz olacak; hissediyorum 2010. Bana gösterdiğin ilk rüyada, şu an olmayan sevgilimle uyudum. Sabah da Alka-Seltzer buldum evde. Erken de uyandırılmadım. Sanırım bu kez olacak 2010. Tuttum seni.

Kapatırken klasik temennimizi de söylemeden kapatmayalım:
“Yeni yılın herkes adına mutlu, sağlıklı, bol kazançlı ve sevdikleriyle beraber olduğu bir yıl olmasını dilerim.”

İyi yıllar !

Gidiyorsun 2009..

In: Diger

31 Dec 2009

Geride bırakıyoruz seni. Bir çok anımız oldu yine senden öncekilerle de olduğu gibi. Fakat genel ortalamaya bakılırsa, sınıfı geçemedin 2009. Ülke olarak zor bir dönemden geçiyoruz. Biraz daha geniş bir skalada baktığımızda dünyada da aynı sıkıntıların yaşandığını görüyoruz. Bu yüzden kötü hatırlanacaksın 2009. Bireysel bakıldığında kimimiz için güzel, kimimiz için çekilmezdin. Ama giderken adam ol bari. Ne o öyle 31 Aralık’ta güneş falan? Yemezler 2009.. Yemezler.

Gün geçmesin IIS’de bir açık bulunmasın. Son karşılaşılan açıklardan biri de script veya diğer zararlı dosyaların, ‘;.’ karakterleri ile ayrılarak sonuna başka bir uzantı eklenip siteye ‘upload’ edilip, doğrudan link ile çağrılarak çalıştırılabilmesi.

Örneğin, bir ‘asp’ dosyası sonuna ‘;.jpg’ eklenip, imaj upload edilebilen bir siteye ‘upload’ edilerek, link halinde çağrılınca, eğer IIS asp script çalıştırmaya izin veriyorsa, sondaki ‘;jpg’ uzantısını es geçerek onu bir script dosyası olarak algılayıp çalıştırıyor.

http://www.examplesite.com/images/gallery/example.asp;.jpg

Kaynak:  http://isc.sans.org/diary.html?storyid=7810

Yaklaşık iki sene Canon EOS 450D model fotoğraf makinem ile birlikte gelen kit lensi kullandıktan sonra, önce Canon 50mm prime f1.8, sonrasında Tamron 17-50mm f2.8 objektiflerini satın aldım. Bir şey satın almadan önce en ufak detayına kadar test eden bir yapım olduğundan, Tamron 17-50mm ile kit lens arasında 500$ civarı bir ücret vermeye değecek kadar bir fark olup olmadığını araştırdım. Herkesin kanısı Tamron’un (yazının devamında Tammy diyeceğimdir) çok keskin olup, renkleri olabildiğine canlı verdiği ve 2.8 diyafram açıklığında dahi keskinliğini kaybetmemesiydi. Bunun üzerine Sigma 17-70mm Macro objektif ile olan savaşı kazanan Tammy, yeni ‘takeaway’ lensim oldu.

Geçen gün elimde olan üç objektifin 50mm’de keskinlik ve ISO performans testini yapmaya karar verdim. Testin galibi şüphesiz Tammy oldu.

50mm
f10
ISO 100

İlk yazım

In: Diger

27 Dec 2009

Blog’um’a,

Yaklaşık 2 gündür düzgün bir tema bulmak için uğraşıyorum sana, sonunda bir tane minimal ve sade bulabildim. Logo ve Banner alanlarını değiştirdikten sonra sanırım tam istediğim kıvama geleceksin.

İlerleyen günlerde daha uzun yazılarla birlikte olacağız sevgili blog’um. Şimdilik 1-2 estetik yapmalıyım üstünde ondan uzun yazamıyorum.

Sanırım ilk yazım geçen gün yapmış olduğum objektif testim olacak.

Pek yakında.

O.K.

Blog sahibi hakkında


 Orkun Kaan Türeyyen
 08/06/1985


 Computer Engineering'07
 IT Service Management'10
 Project Management'11


Hakkımda daha detaylı bilgi için
  • orkunkaan: 500D'yi Hayyam'dan spot olarak 1300 TL'ye aldık 1.5 ay önce arkadaşıma. Kit lensi ile birlikte. [...]
  • Alper KANAT: Fiyatlardan ne haber? :) Soket soket! [...]
  • Barış: Bu paraya multitask yapmayan, Flash player desteği olmayan, doğru düzgün hiç [...]
  • Serdar Senay: REZALET BISEY, degil mi Kaancigim? Insan bukadar parayi veripte dev gibi bir IPhone kullanmak isterm [...]
  • orkunkaan: 50 mm 1.8 olmasi acisindan çok iyi. bir de prime, o yüzden çok keskin. [...]

Takip edin

twitter  facebook  formspringme

My Flickr

A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr
A photo on Flickr